18 Nisan 2011 Pazartesi

Aşk Sarhoşu



Elimizde çok güzel bir romantik komedi var :)
Bir süredir aklımda aşk sarhoşu'nu izlemek. Jake Gyllenhaal ve Anne Hathaway'in başrollerini paylaştığı film oyuncular itibariyle baya ilgimi çekmişti. Doğru bir tercihmiş, çok eğlenceli bir filmdi :)

Jamie tam bir kadın düşkünü, zeki, çekici ve yakışıklı bir erkektir. En son işinden patronun sevgilisiyle depoda seviştiği için kovulur ve kendini yeni bir işe adar; ilaç satmak. Pfizer ilaç şirketine girip, eğitimden sonra ilaç satımı için Ohio'ya gider. Saçma sapan ilacları satmaya çalışırken Viagra ile tanışır ve bir anda işler değişir. Aynı zamanda bu satışlar için en büyük silahı, zekası ve seksiliğidir. Çünkü bu kadın düşkünü adam hayatında hiç bir kadına değer vermemiş, sadece seks amaçlı birliktelikler yaşamış ama bu şekilde de bütün amaçlarını halledebilmiştir, ta ki Meggie ile tanışana kadar.

Aslında Meggie de ondan aynısını istemektedir. Sadece sevişecekleri, hiç bir bağlanma olmayacağı ertesi gün birbirilerine trip atmayacakları bir ilişki. Meggie'nin aslında bunun için bir sebebi vardır fakat Jamie ilk kez kendini birine kaptırmak üzereyken, onu bırakabilecek midir?

Baştan söyleyeyim, filmde inanılmaz derecede açık şekilde sevişme sahneleri var. Bütün film boyunca Anne Hatthaway'in göğüslerini ve Jake Gyllnhaal'ın da poposunu görüyoruz. Bu filmden sonra da zaten magazin dergilerine baya kapak oldular :)




Filmin müzikleri harika. Fatboy Slim - Praise You'dan Belinde Carlisle - Heaven is a place on Earth'e, The Kinks - A well respected man'dan Bob Dylan - Standing in the doorway'e kadar harika müzikler tam can alıcı sahnelerde insanın yüreğini ısıtıyor.

Oyunculuğa zaten sözüm yok . Ben Jake'i de Anne'i de çok beğenirim. İkisinin de kimyası gerçekten çok güzel uyuşmuş.

Kısacası, tavsiye edebileceğim hoş bir romantik komedi :)

17 Nisan 2011 Pazar

Yaşamın Şifresi


Amerikan askeri olan Colter Stewens bir sabah hiç tanımadığı bir adamın kimliğinde uyanır. Hayatına dair neler olup bittiğini anlamaya çalışırken bir anda patlamak üzere olan ve Chicago'yu yok edecek olan bir bombayı durdurmak görevinde olduğunu öğrenir.

Amerikalı bilim adamı Dr. Rutledge "yaşam şifresi" isimli bir alet icad eder. Bu alet ölmüş insanların beyinlerine yaptığı inanılmaz yolculukla geleceği büyük ölçüde etkileyecektir. Colter Stewens bu aletin ilk kobayıdır ve patlamak üzere olan treni durdurma görevini üstelenmek zorunda kalmıştır. Fakat bunun yanında kendisine neler olduğunu, birliğinin nerede olduğunu ve neyin gerçek olup nelerin olmadığını da öğrenmeye çalışmaktadır. Bütün bunları yapması içinde sadece 8 dakikası vardır.


Yönetmenliğini Duncan Jones'un yaptığı Source Code benden çok güzel bir puan aldı. Film aksiyon gerilim tarzında ve eğer Inception ( Başlangıç ) filmin izlemiş ve beğenmişseniz Yaşam Şifresi'de sizden tam puan alacaktır.

Jake Gyllenhaal yine oyunculuğuyla filmde göz dolduruyor. Kim bu bombacı, kim, kim diye sorup duruyorsunuz film boyunca. Colter'ın sonunun ne olacağını düşünürken siniriniz bozuluyor ve sonunda da cidden kafa karışıklığı yaşıyorsunuz !

İzlemesi zevkli, sürükleyici, tansiyonunu hiç kaybetmeyen IMDB'den 7.9 gibi yüksek bir puan almış bu güzel filmi izlemenizi tavsiye ederim .

5 Nisan 2011 Salı

Kan Kokusu


Bu hafta sizlere “ Somos lo que hay ” Türkçe’ye “Kan Kokusu” olarak çevirilen bir Meksika filminden bahsedeceğim. Filmin konusunun yamyamlık olduğunu öğrenince heyecanla izlemeye başladım ama tam bir fiyasko çıktı.

Bir mağazanın önünde ölü bulunan kimliği belirsiz adamın midesinden bir kadın parmağı çıkar ve iki polis bu dava ile para kazanacaklarını düşünerek peşine düşerler. Ölen adam Alfredo’nun babasıdır ve şimdi evin tüm yükü ona düşmüştür. Ritüelleri tamamlama, avlanma ve beslenme Alfredo’nun görevidir. Bu insan yiyen aile, her gece ava çıkmakta, farklı insanları eve getirip, ritüellerine göre kesmektedir. Fakat babalarının kaybından sonra yaptıkları dikkatsizlik yüzünden, deşifre olmak üzeredirler ve polisin dikkatini üzerlerine çekmişlerdir.

Meksika’lı yönetmenler ve Meksika filmleri beni her seferinde şaşkınlığa uğratıyor. Inarritu’nın filmi olan “Paramparça aşklar ve köpekler” filmini de sevmemiş, bir türlü güzel bir tat alamamıştım. Kan Kokusu’da benim için öyle bir şey oldu, hatta daha kötüsü. Bunun yanında “ Pan’ın Labirenti, Frida “ gibi harika filmleri çekenlerde Meksikalı yönetmenler.

Filmin başı güzel başlasa da, devamında tüm heyecanını kaybedip tansiyonu düşürüyor ve belirli bir süre boyunca tek düze, aile kavgalarını izlediğimiz boş bir şeye dönüşüyor. Ailenin kasvetini göstermek için kullanılan az miktarda ışık insanı rahatsız etmek amacıyla verilmiş olsa da, bence bu rahatsızlık sizi filmden soğutacak dereceye getirince kabak tadı veriyor.

Film hakkında söyleyebileceğim tek iyi şey cast seçiminin çok yerinde yapılmış olmasıdır. Oyuncuları gerçekten çok iyi seçmişler. Mesela anneleri o kadar basit bir kadın ki, resmen bu rol için biçilmiş diyorsunuz. Aynı şekilde evin iki oğlu olan Alfredo ve Julian tam birer serseri, Alfredo annesinin sevgisizliği ve babasının kaybıyla yok olmak üzere olan, Julian ise öfkesini kaba kuvvetle dışarı çıkartan gençler. Aslında söylemek istediğim şey, karakterler o kadar itici ki, sizi bir yandan inandırıyorlar olaylara.

Sonuç olarak, her zaman söylediğim gibi sinema göreceli bir kavramdır ama “ Kan Kokusu” bana göre zaman kaybıdır.

4 Nisan 2011 Pazartesi

30. İstanbul Film Festivali

1 Nisan akşamı Roxy'de İstanbul Film Festivali'nin açılış partisi vardı. Çok eğlenceli, çok renkli, çok hoş bir akşamdı. İlk olarak Roxy'ye geldik ve kapıda bizi davetiye listesini kontrol eden arkadaşlar çıktı, Hazal Çeteci ve +1 olarak girdik içeri. Kapıda çekiliş için ismimizi aldılar, içeri girdiğimiz gibi fotoğrafımızı çektiler :) İçerideki ortam gayet hoştu. Bütün insanlar kendi kafasında, kendi halinde takılıyordu. Biz de içkimizi alıp etrafa bakınmaya başladık. Bir süre sonra sahneye Soul Stuff çıktı ve bizi inanılmaz eğlendirdi! Soul Stuff kesinlikle sahnede tekrar tekrar izlenebilecek bir grup :)
Çekiliş yapıldı. Ödül olarak Lale Kartları'ndan verdiler. Çok kıskandım açıkcası kazananları. Çok hoş ve güzel insanlarla tanıştık içeride. Dans ettik, güldük, eğlendik. Teşekkür ederiz Akbank! Çok güzel bir partiydi, umarım çok güzel bir festival sezonu daha geçirirsiniz!

Buradan her türlü detayları görebilirsiniz. Seanslar olsun, filmler olsun. Çok güzel filmler var. Mutlaka gidin derim!


Bu da görüntü kalitesi düşük, o gece Akbank'ın hediye ettiği fotoğrafımız :) Scanner'da taratamadım üzgünüm :)


10 Mart 2011 Perşembe

Çok Yaşasın Türk Sineması !

Bugün sizlere Işık Üniversitesi'nin katkılarıyla, Işık Okulları'nın Mart ayı boyunca düzenlediği çok güzel bir sergiden bahsedeceğim. Mutlaka gidin görün derim. Benim de evime çok yakın olduğundan ben de mutlaka uğrayacağım :)
Buyurun detayları,


Türk Sinemasının 97 Yıllık Tarihi
Işık’ta Canlanıyor


Türk sinemasının 97 yıllık tarihini aydınlatan “Çok Yaşasın Türk Sineması” sergisi, Yeşilçam oyuncularının bugüne dek hiç yayınlanmamış kamera arkası fotoğrafları ve döneme ait birçok afiş Işık Üniversitesi'nin desteği ile Işık Okulları’nda meraklıları ile buluşuyor.

Türk sinemasının 97 yıllık geçmişine ait birçok afiş, fotoğraf, obje ve belgenin görülebileceği “Çok Yaşasın Türk Sineması” sergisi, kuruluşunun 125. yılını kutlayan Işık Okulları’nın Nişantaşı Kampüsü’nde meraklıları ile buluşuyor. Geçmiş yıllarda yaşamını yitiren, Türk sinemasına emeği geçmiş yönetmen, senarist ve oyuncularla günümüzün yıldızlarını buluşturan sergi Mart ayının sonuna kadar gezilebilecek. Sergide Türk sinemasının, çekilen ilk Türk filmi olarak kabul edilen “Ayastefanos Abidesi’nin Yıkılışı”ndan günümüze dek süren tarihi izlenebiliyor.

Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularına ve ölümsüz filmlerine Lale Film Stüdyoları’nda ev sahipliği yapmış Necip Sarıcı’nın arşivi ile özel koleksiyonundan oluşan sergide Türk sinemasının tarihinden birçok afiş, fotoğraf, obje ve belge yer alırken, Yeşilçam oyuncularının bugüne dek hiç yayınlanmamış karelerini de görmek mümkün.

Feyziye Mektepleri Vakfı’nın kurucularından İpekçi ailesinin fotoğrafları da sergide!

Bünyesinde Işık Üniversitesi ve Işık Okulları'nı barındıran Feyziye Mektepleri Vakfı’nın kuruluşuna önayak olmasının yanı sıra, Türk sinema sektörünün de kurucularından sayılan İpekçi ailesinin fotoğraf ve belgeleri de sergide yer alıyor. Nazım Hikmet’in İpek Film Stüdyoları’nda senarist ve dublaj yönetmeni olarak çalıştığı 1930’lü yıllara ait fotoğraflarının yanı sıra, Halit Refiğ, Ertem Eğilmez, Sezer Sezin, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Turan Seyfioğlu, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Kadir gibi birçok Yeşilçam yıldızının set ve kamera arkası fotoğrafları ile özgün belgeleri de sergide görülebiliyor.

7 Mart 2011 Pazartesi

8. Yıldız Kısa Film Festivali

Eveeet yine bir kısa film festivali duyurusuyla karşınızdayım ! :)
Yıldız Teknik Üniversitesi 8. Kısa Film Festivali başlıyoooor!

Yola çıktığı ilk günden bu yana sinemaseverlerin ilgisiyle büyüyen Türkiye’nin ilk ve bağımsız öğrenci organizasyonu Yıldız Kısa Film Festivali 8. kez sinema severlerle buluşuyor.Y.T.Ü. Sinema Kulübü tarafından düzenlenen, jüriliğini sinema sektörünün özgün ve seçkin isimlerinin oluşturduğu festivalin son katılım tarihi 15 Nisan 2011.


2 Mayıs tarihinde açılış etkinlikleriyle başlayacak olan festival hafta boyunca yapılacak gösterimlerle devam edecek ve 6 Mayıs akşamı gerçekleşecek olan ödül töreni ve kokteyl ile son bulacaktır. Hafta boyunca yapılacak olan gösterimlerin yanı sıra panel , söyleşi ve atölyelerle katılımcılara keyifli anlar sunmayı amaçlayan festival herkese açıktır; etkinlik mekanı Y.T.Ü. Beşiktaş kampüsüdür.


KISA FİLM YARIŞMASI

Festival Kapsamında düzenlenecek yarışma bölümüne ulusal çapta tüm öğrenciler katılabileceklerdir. Yarışmaya katılan filmler, YTÜ Sinema Kulübü danışmanı Uğur KUTAY başkanlığında, YTÜ Sinema Kulübü Yönetim Kurulu ve Üyelerinden oluşan ön jüri tarafından değerlendirilecektir. Ön jüri değerlendirmesinden geçen filmler arasından kurmaca, canlandırma ve deneysel dallarda ilk üçe giren filmler esas jüri tarafından belirlenecektir. Esas jürinin belirlediği her dalda en iyi üç film ve özel ödül olmak üzere toplam on film gala gecesinde ödüllendirilecektir.


AÇILIŞ,GALA ve ÖDÜL TÖRENİ

2 Mayıs 2011 pazartesi günü açılış etkinlikleri ile başlayacak olan Yıldız Kısa Film Festivali , 6 Mayıs Cuma akşamı jüri ve finalist filmlerin yönetmenlerinin yanısıra medya ve basından seçkin konukların da davetli olduğu ödül töreni ile derece alan filmleri belirleyecek, tören sonrası kokteyl ile son bulacaktır.


KISA FİLM GÖSTERİMLERİ

Festivale kabul edilen filmlerin gösterimleri 2 Mayıs ve takip eden hafta boyunca Y.T.Ü. Beşiktaş kampüsündeki gösterim mekanlarında izleyicilerle buluşacaktır. İnternet ve diğer basın organlarıyla duyurusu yapılacak program içerisinde yerli yapımların yanısıra uluslar arası festival seçkileri de bulunacaktır. Katılımın tüm sinemaseverlere açık ve ücretsiz olduğu etkinlik içerisinde bir gün de açık hava gösterimi mevcuttur. Festival dahilinde finalist filmler yıl boyunca çeşitli gösterim ve kültür merkezlerinde izleyicilerle buluşacaktır.


PANELLER VE ŞÖYLEŞİLER

Festival kapsamında sinema dünyasından seçkin konukların katılımıyla sinema ve kısa film üzerine, panel ve söyleşiler düzenlenecektir. Bu etkinliklerle; sinemayla ilgilenen gençlerle profesyonellerin bir araya getirilip düşünce ve birikimlerin paylaşılabildiği bir platform oluşturulacaktır.

Toplantı, söyleşi ve sosyal etkinliklerle, genç sinemacılar arasında iletişim ve dayanışmayı güçlendirmek hedeflenmektedir.


Buradan da gerekli bilgileri alabilirsiniz! :)

http://www.yildizkisafilm.com

6 Mart 2011 Pazar

İstanbul Lisesi 8. Kısa Film Yarışması


Bugün, İstanbul Erkek Lisesi Sinema Kulübü öğrencisi Ezgi'den bir mail aldım. 8. Kısa Film Yarışmaları hakkında bana bir bülten yollamış ve ben de bunu sitemde paylaşmaktan mutluluk duyacağımı söyledim. 2 sene önce benim de bir arkadaşım İstanbul Lisesi'nin bu yarışmasına benim oynadığım bir kısa film ile katılmıştı. Gençleri böylesine güzel bir projeye 8 yıldır teşvik eden İstanbul Lisesi'ni yürekten tebrik ediyorum. Lise, insanın düşüncelerinin şekillenmeye ve oturmaya başladığı en önemli dönemdir ve bu süreçte gençlerin bir şeyler yaratması ve bu yarattıkları şeyleri kitlelere sunması bence çok önemlidir. Benim okuduğum okulda sinemaya değil, müziğe çok yoğunlaşılmıştı ama ben ikisini de çok sevdiğimden lisede müzikle ilgilenip üniversitede sinema televizyon okumaya karar verdim. Eğer lise zamanında bizi sinemaya yönlendirselerdi eminim ki daha çok insan ilgilenir ve bu güzel aktivitenin bir parçası olmak isterdi. Bence bu yazıyı okuyan ve imkanı olan arkadaşlar mutlaka bu yarışamaya katılmalılar. Her şeyden önce, gerçekten ilginiz varsa, çok büyük tecrübe olur sizler için.
Buyrun detaylar;

İstanbul Lisesi Liseler Arası Kısa Film Yarışması tüm lise öğrencilerini film çekmeye davet ediyor.

İstanbul (Erkek) Lisesi, 7 sene önce düzenlemeye başladığı Liseler Arası Kısa Film Yarışması'nı bu sene de kaldığı yerden tüm hızıyla devam ettiriyor. Yarışma Türkiye'de düzenlenen ilk ve tek liseler arası kısa film yarışması olma özelliğine sahip. Geçtiğimiz sene Türkiye'nin dört bir yanından toplam 124 filme ev sahipliği yapan yarışma, bu sene daha çok gence ulaşmayı amaçlıyor. Yarışma, öğrencileri genç yaşta sinemaya yöneltiyor ve onlara sinema sevgisi kazandırmayı hedefliyor, bu sayede Türk Sinemasının geleceğine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Kısacası Türk Sineması'nın geleceğini arıyor! Sinema çevreleri tarafından büyük beğeni toplayan “İstanbul Lisesi Liseler Arası Kısa Film Yarışması”, genç yönetmen adaylarına güzel fırsatlar tanıyor, gençlerle ustaları bir araya getiriyor ve tüm liseli gençleri kısa film çekmeye davet ediyor.

Yarışma jürisinde; oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, Ruhi Sarı, Hasibe Eren, Bennu Yıldırımlar, Özge Özberk; yönetmen Selim Demirdelen, Selim Evci, Haşmet Topaloğlu; İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ceyhan Kandemir, Altyazı Dergisi Yazı İşleri Müdürü Nadir Öperli ve İELEV Genel Müdürü Kemal Kafadar yer alıyor.

Jüri değerlendirmesi sonucunda birinci seçilen filmin yönetmenine HD kamera, ikinciye dijital fotoğraf makinesi, üçüncüye IPOD ve mansiyon olarak DivX DVD Oynatıcı gibi çeşitli ödüller veriliyor.

Son katılım tarihi 6 Mayıs 2011!

Yarışma sonuçları, genç sinemacı öğrencilerin ustalar ile bir araya geleceği ve ödüllerin sahiplerini bulacağı, haziran ayının ilk haftasında gerçekleştirilecek olan ödül gecesinde açıklanacak.

Yarışma süreci, katılım şartları, ön başvuru ve iletişim için tüm bilgi ve gelişmelere İstanbul Lisesi Sinema Kulübü internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

www.ielsinema.com

Okul Telefonu: 0(212) 514 15 70


The Kids Are All Right


Bu hafta sizlere önümüzdeki hafta vizyona girecek olan, 4 dalda Oscar Adayı olmuş, başrol oyuncularından Anette Benning’e Altın Küre Ödülleri’nde en iyi kadın oyuncu ödülü getirmiş olan, The Kids Are All Right isimli filmden bahsetmek istiyorum. Türkçeye 2 Kadın 1 Erkek olarak çevrildi.

Nic ve Jules yapay döllenme yoluyla iki çocuk sahibi olmuş, 18 yıllık evli lezbiyen bir çifttir. Nic, evin erkeği rolünü üstlenmiş, mükemmelliyetçi, çocukları Joni ve Laser’a son derece düşkün, eşini çok seven bir doktordur. Jules ise, çocuklar doğduktan sonra işinden ayrılmış, evde zaman geçiren, daha pasif hayat süren bir kadındır.

Bir gün 15 yaşındaki oğulları Laser, ablasından donör olan babalarını bulmasını ister. Çünkü Laser, babasını çok merak etmektedir. Başta buna pek olumlu yaklaşmayan ablası Joni, kardeşini kıramayıp yapay döllenmeyi yapan merkezi arar ve babasını sorar. Çocuklar şanslıdır, çünkü babaları Paul onlarla tanışmayı kabul eder ve böylece olaylar başlar.

Çocuklar babalarını çok severken, Nic ailesinin elinden gitmesinden çok korkmaktadır ve Paul’a durmadan diş biler. Fakat işler Jules için çok farklı bir hal almıştır..

Filmde, lezbiyen bir çift çok normalleştirilmiş, iki anneli çocuklar duruma çok alışmış bir şekilde gösterilmiş ama açıkcası bu beni hiç rahatsız etmedi. Aksine, aradaki bağ o kadar güzel işlenmiş ki, yer yer çok duygusallaştırabiliyor insanı. Annette Benning ve Julianne Moore bu film için biçilmiş kaftan olmuş resmen. İki usta oyuncu, o kadar güzel yaşatıyorlar ki filmi, ilgiyle izliyorsunuz. Ayrıca Mark Ruffalo’ya da filmde çok üzüleceksiniz.

Filmi izlerken, yönetmenin kadın olduğunu bilmiyordum. Film bittiği gibi söylediğim tek şey “bu filmin yönetmeni kesinlikle kadın” demek oldu ve baktığımda gerçekten de, The Kids Are All Right filmiyle Oscar’a aday olmuş Lisa Cholodenko olduğunu fark ettim. Çünkü filmin sonu kesinlikle feminist bir yaklaşımla bitmiş.

Daha fazla spoiler vermeden, Internet Movie Data Base (IMDB) sitesinden 7.3 gibi yüksek bir puan almış filmi, mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

BlogumaDokunma!

Geçen Salı günü bloglarımızın kapatılmasıyla biz bloggerlar elden ayaktan düştük resmen. Sinema, müzik, tiyatro, moda gibi bir çok dalda olan bloglar, bir ülkenin kültür seviyesinin yansımasıdır. Fakat, biz ki youtube'ı kapatılan, fizy'e ulaşamayan, blog bile yazamayan bir ülke haline geldik. Çünkü sanırım devlet dairelerinde de askeriye mantığı işliyor. Bir kişi değil, herkesin başı yanıyor durumlardan. Ben ne olursa olsun, kimsenin blogunun kapatılmasından yana değilim ama böylesine saçma, böylesine cahilce hareketleri kültür başkenti olmuş, üniversiteler arası uluslararası spor olimpiyatlarını almış yok efendime söyleyeyim Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapan bir ülkeye yakıştıramıyorum. Yakıştırmamaya da devam edeceğim. Biz bu bloglardan para kazanmıyoruz. Biz, sizin hiç bir ekmek kapınızı da engellemiyoruz bu bloglarla. Ama siz sosyal medyanın, dijital medyanın kalemini böylesine kırmaya kalkarsanız, o zaman o medya size karşı yazmaya başlar. Ayrıca emin olun ki, sizin tahmin edebileceğinizden çok daha fazla kalabalığız.
Siz bizim blogumuza dokunmayın, yapıp bozmanız gereken bir çok kumdan kaleniz var. Onlarla oynayın.

25 Şubat 2011 Cuma

43. SİYAD Ödülleri


43. SİYAD ( Sinema Yazarları Derneği ) Ödülleri 24 Şubat akşamı Maslak Tim Center'da sahiplerini buldu. Şenay Gürler'in sunduğu geceye, Türk sinemasının birbirinden değerli sanatçıları katıldı.

Televizyonda da canlı yayında yayınlanan, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Garanti Bankası'nın katkılarıyla gerçekleştirilen geceye, Istanbul Arabesque Project grubu da mini bir konser ile eşlik etti. Davetliler gecenin sonunda Gazino Beyoğlu'nda yapılan kutlama partisine katıldı.

Reha Erdem'in "Kosmos" filmi geceden, en iyi film dahil 5 ödülle dönerken, Seren Yüce'nin "Çoğunluk"'u 10 dalda aday gösterildiği geceden 4 ödül alarak ayrıldı. Çağan Irmak'ın filmi "Prensesin Uykusu" ve Selim Demirdelen'in "Kavşak" filmi gecede sadece 1 ödül sahibi olabildi.

Gece boyunca 13 dalda ödül kazanan yapıtlar açıklanırken, Onur Ödülleri ve Ahmet Uluçay Umut Ödülleri de sahiplerini buldu. 2010 yılında ülkemizde vizyona giren yabancı filmler arasında da yapılan seçimde, Micheal Haneke'nin "Beyaz Bant" isimli filmi en iyi yabancı film ödülünü kazandı.


43. SİYAD ÖDÜLLERİ

En İyi Film: Kosmos (Yapımcı: Ömer Atay)

En İyi Yönetmen: Reha Erdem (Kosmos)

Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Sevinç Erbulak (Prensesin Uykusu)

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Bartu Küçükçağlayan (Çoğunluk)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Nihal Koldaş (Çoğunluk)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: Settar Tanrıöğen (Çoğunluk)

Mahmut Tali Öngören En İyi Senaryo Ödülü: Seren Yüce (Çoğunluk)

En İyi Görüntü Yönetimi: Florent Herry (Kosmos)

En İyi Kurgu: Reha Erdem (Kosmos)

En İyi Sanat Yönetimi: Ömer Atay (Kosmos)

En İyi Müzik: Selim Demirdelen (Kavşak)

En İyi Belgesel: Direnişçi (Yönetmen: Murat Utku)

En İyi Kısa Film: Bisiklet (Yönetmen: Serhat Karaaslan)

Ahmet Uluçay Umut Ödülü: Cahit Çeçen (Kahpe Devran adlı belgeseliyle)

Onur Ödülleri: Tuncel Kurtiz, Yusuf Kurçenli ve Cahit Berkay.

2010’da gösterime giren Beyaz Bant-Das Weisse Band (Yönetmen: Michael Haneke) filmi ise Yılın En İyi Yabancı Filmi seçildi.


Bu yazımı, www.kosekapmaca.net sitesinde de bulabilirsiniz!